Çırdak Köyü

Düğünleri

Yazdır PDF
Facebook'ta Paylaş

Çankırı Düğünleri

Günümüz Çankırı'sında köy ve kasabalarında çok önemli değişikliklere uğratılmamış düğün adetleri hakkında derli toplu bilgileri Merhum Hacı Şeyhoğlu Hasan Üçok’un, 1930, 1931, 1932 yıllarında Çankırı'da neşredilmiş ve Duygu Gazetelerindeki tefrika edilmiş yazılarından öğrenebilmekteyiz.

Bu kaynaktan öğrendiklerimizi,  günümüz Çankırı'sında yaşayan düğün adetlerinin şekli ile yer yer mukayese ederek sunacağız. Aslında  elli sene önce kaydedilen düğün adetleri ile bugünün Çankırı'sında yaşayan adetler,  genel hatları ile birbirlerinin aynısıdır.  Lakin, bilhassa para yönü ağır basan ve aşırı masrafı gerektiren motiflerin, zaruri olarak terkedilmiş olduğu da bir gerçektir.

Düğünlerde İlk Teşebbüs: Evlenme çağına gelen Çankırılı delikanlının anası, oğlu için aradığı münasip gelin adayını bulunca, bu durumu kocasına iletir. Bugün de aynı durum geçerli olmakla birlikte, daha çok oğlan bulduğu kızı anasına,  anası da kocasına anlatmak­tadır. Bunun üzerine, kızın kendisi ve ailesi hakkında lüzumlu araştırmalar yapılır,  bilgiler toplanır. Kız, yapılan araştırmalar neticesinde ahlaken,  bilgi ve beceriklilik bakımından müna­sip görülürse dünürlüğe karar verilir. Köy ve kasabalarda bu durum geçerli ise de, şehir merkezinde kız ve oğlanın tanışarak anlaşarak evlenmelerine daha sık rastlanmaktadır.

Daha sonra, araya bir aracı  konarak   kızın   anasına haber verilir. Kız anası da kocasına söyler, ağabeyi varsa onun da görüşü alınır, durum oğlan tarafına haber verilir. Bunun üzerine, kız tarafı ilk olarak normal bir masrafla alınabilecek takı ve eşyaların listesini oğlan tarafına duyurur. Eskiden bu listede beş adet beşibiyerde kulplu altın,  iki çift elmas küpe,  iki elmas yüz­ük,  iki elmas iğne,  iki çift gümüş nalin,  iki gümüş kemer,  iki kaftan,  iki Bağdat dokuması ipek çarşaf,   iki hamam takımı,   iki çift potin kalüş yer almakta idiyse de,  bugün bunların çoğu istenmemektedir. İstenilenler sadece nişan yüzüğü, bilezik ve kolye ile altın zincir gibi takılar ve eş­yalar olmaktadır. Diğer istekler,  daha sonra belirlenmektedir. İstekler,  oğlanın ailesi  tarafından da ka­bul edilmişse söz kesilmiş demektir. 

Nişan Töreni: Oğlan evi tarafından kabul edilerek alınan eşya ve takılar, kız evine gönderildikten sonra bir Cuma günü nişan yapılır. 

Nişan günü,  oğlan tarafının kadın ve kızları ile bir de defçi davet edilir. Defçi çalma­ğa başlar. Her iki tarafın davet edilen kadınları oyun ve eğlencelerini birkaç saat kadar sürdür­dükten sonra,  ortaya bir kat elbiselik kumaş serilir. Bu kumaş,  oğlan evi tarafından getirilen ziynet eşyaları ile birlikte,  gelin kıza elbiselik olarak getirilmiştir. 

Gelin olacak kız  içeriye girince,  elebaşılık eden kadınlar "Allah aşkına maşallah deyiniz, nazar değmesin” diye ihtarda bulunurlar. Gelin kız, yerde serili kumaşın üzerine gelip ayakta durur. Getirilen yüzük parmağına takılır. Diğer mücevherler de elbisesi üzerine iliştirilir. 

Bunlardan sonra gelin kız,  önce oğlan tarafının (annesinden başlamak üzere) ellerini öper. El öpme sırasında,  getirilen özel hediyeler de takılır. 

Şimdi ise (daha çok şehir merkezinde) bu nişan merasimi,  oğlan ile kızın, davet edilen her iki taraf akrabaları huzurunda ve kız evinde, birbirine kırmızı bir kurdele ile bağlamış nişan yüzüklerinin, hatırı sayılır bir akraba veya eş-dost tarafından takılması şeklinde yerine getirilmektedir. Nişan merasimindeki eğlence ve hediye vermeler de,  bu esnada yapılmaktadır. 

Şerbet İçilmesi:  Genelde kısmi değişikliğe uğramasına rağmen, şerbet içilmesi de şu şekilde olur: Kadınlar tarafından nişan töreni yapılmadan bir iki gün evvel ailenin durumuna göre erkekler tarafından da tören yapılır. Törende dualar okunur ve şerbetler içilir. Şerbet içme adeti sadece kadınlar arasında ya­pılmaktadır ve özellikle "darısı başına olsun" dilekleriyle, genç kızlara içirilmektedir. 

Kadın ve erkekler arasında bu şekilde nişan töreni tamamlandıktan sonra, kız oğlan tarafına geçmiş sayılırdı ve bugünden başlamak üzere oğlan anasına gelinlik etmeğe başlardı. Gelinlik etmekten maksat, gelin olan kızın kaynana ve kayın babasına kat’iyyen yüksek sesle söz söylememesidir. Mecburi bir durum olursa,  çok hafif bir sesle konuşabilmesiydi. 

Gelin kız her nerede oğlan tarafından bir kadınla karşılaşsa,  onların ellerini öper. Yan­larında hiç kimseyle konuşup eğlenemez... Aksi takdirde,  gelin hakkında hiçte hoş olmayan (ar­sızlığına, yüzsüzlüğüne yorumlanan ) dedikodular bir anda yaygınlaşır. Ancak,  gelinlik etme adeti günümüz Çankırı'sında genellikle kasaba ve köylerinde bu şekildedir. Merkezde ise gelin kızlar sözlüsü veya nişanlısı ile el ele-kol kola gezebilmekte, eğlenebilmektedir. 

Nikah Töreni Veya Düğün (Dün): Çankırı'da nikah töreni yahut düğün,  eskiden şu şekilde yapılmak­taydı: 

Mahalle bekçisinden,  imamından, muhtarından başlayarak diğer yetkililere bahşiş ve harçlar verildikten sonra, mahalle imamına hitaben izinname çıkartılırdı.       

         İzinname"de "... mahallesi imamı efendi, badesselam    inha olunurki... nam bikri ile evlen­mesine canib-i şer'i şerifeden izn-i şer'i lahık olundu vesselam.." tarzında beyan bulunurdu, izin­namede, "Mihr-i müeccel" ve "mehr-i muaccel" diye tespit edilmiş iki yer bulunurdu. 

"Mihr-i müeccel" nikah bedeli, "mehr-i muaccel" de erkeğin vakti olmayıp ta geline ait mücevheratı ve diğer eşyaları ileriki bir zamanda yapılmak üzere adet ve miktarının bedeli demekti. Bu durumları beyan eden hususlar, izinnamedeki tespit edilen yerlere yazılırdı.

 Ölüm veyahut başka bir surette ayrılık vaki olur ise izinnamedeki yazılı hususlar, kadının hakkı olarak gerekirse  mahkeme hükmü ile alınırdı.        

       İzinnameler, mahalle imamları tarafından muhafaza edilerek saklanırdı. Nikah duasına mahallenin ulema ve diğer sayılır kişileri davet edilirdi. Kızın bir vekil iki şahidi, oğlanın da aynı şekilde bir vekil, iki şahidi davetliler arasında bulunurdu. 

Nikaha başlanmadan önce imam efendi tarafından, yapılacak veya yazılacak bir şey olup olmadığı sorulur, varsa şayet, yapılır veya yazılırdı. 

Nikah miktarına gelince, öteden beri nikah miktarı pazarlık suretiyle yapılması adet idi. Bu pazarlığın uzaması ne kadar çok olursa, o kadar da sevabı olduğuna inanılırdı.

 İmam Efendi meclisin ortasına oturur, sağ tarafına oğlanın, sol tarafına da kızın vekil ve şahitleri otururdu. 

 Kız tarafına hitaben "İsteyiniz bakalım.." derdi.

 Bu şekilde kız tarafı ile oğlan tarafı arasında, imam efendi hakemliğinde sürüp giden pazarlık sonucunda bir bedel tespit edilirdi. Miktarın tespitinden sonra nikahın aile kuruluşunda esas olduğunu beyan eden bir Hadis-i Şerif okunur herkes diz çöker, ellerini açık olarak dizleri­nin üstüne koyarlardı. Yalnız imam efendi elinin birisini kapalı olarak dizinin üstüne koyardı. Sebebi ise nikah esnasında oğlan evinin düşmanları büyü yapılabilir düşüncesiydi.

İmam oğlanın vekiline hitaben üç defa:

"-Allah'ın emriyle, Peygamberin kavliyle, filanın kızı filan hanımı, kendi tarafından vekaleten filan efendiye asaleten alıverdin mi?..." diye sorardı. Oğlanın vekili ise "Alıverdim" diye cevap verirdi. İmam efendi de, bunun üzerine "Ben de akdi nikah eyledim." deyip elini açar ve uzunca bir dua okurdu.

 Daha sonra orada bulunanlara şerbet verilir, artan şerbet de uygun görülen yerlere gönderilirdi. Kız tarafı da bir tepsi baklava ve hediye ile karşılıkta bulunurdu. Kurban bayramlarında arife günü kız evine kurban göndermek adetten idi. Buna da, kız tarafı bak­lava ve diğer hediyelerle karşılık verirdi.

Bugün:  Çankırı'daki nikah ve düğün adetlerinin  yarım asır önceki durumuna karşılık,  bu adet­lerin pek çok yönü, günümüzde bazı değişikliklere uğramıştır. Bu değişikliklerin en önemli sebebi, hiç şüphesiz ki,  artan ihtiyaçlar karşısında  Çankırı insanının içinde bulunduğu maddi imkansızlıklar olmalıdır. Çünkü bugünkü düğünlerde Çankırı insanı, daha çok ucuz ve külfetsiz olan ama öze bağlı adetler oluşturmuş, pahalı ve çok masraf gerektiren motif ve unsurları terk etmek durumunda kalmış­tır.

 Günümüz Çankırı'sında nikah akdi,  resmi ve imam nikahı olmak üzere iki ayrı safhada yapıl­maktadır. Resmi nikah, daha çok düğün merasimi ile birlikte yapılmaktadır. Ekonomik zorluklar ve bir de zamandan tasarruf etme kaygısının tabii bir neticesi olarak düğün merasimi şekline dönüştürül­müş olan resmi nikah (belediye nikahı)  işlemi,  genellikle Belediye Nikah Salonu veya benzeri bir yerde yapılmaktadır.

 Belediye Evlendirme Memurluğu tarafından tayin edilen gün ve saatte, nikah salonunda "ni­kah ve düğün merasimleri" yapılacağı, matbu halde bastırılan davetiyelerle eş-dost ve akrabalara önceden duyurulur. Davetliler, nikah saatinden 15-20 dakika önce salona gelerek yerlerini alırlar. Hemen ar­dından da damat tarafından gelin,  salona getirilir. Gelinle damat, nikah saatine kadar bir süre, davetlilerin bulunduğu salondan ayrı bir odada bekletilir ve nikah esnasında yapacakları işler hakkında,  nikah memuru tarafından kısa bilgiler verilir.

 Nikah memuru ile gelinle damat tarafının şahitleri salondaki masada yerlerini aldıktan sonra, gelin ve damat kol kola salona girerler. Salondaki davetliler,  ayağa kalkarlar ve gelinle damadı alkışlarlar. Masaya vardıklarında önce gelin, şahidinin karşısındaki sandalyesine oturur, damat da kendi şahidinin karşısına oturur.

 Belediye nikah memuru,  varsa tebrik ve telgrafları okur. Ardından da, Medeni Kanun'un ilgili maddesine göre Belediye Başkanınca kendisine verilen yetkiye dayanarak nikahlarını kıyacağını yüksek sesle duyurur ve önce kıza,  sonra da oğlana ayrı ayrı;

 "-Filan kızı filan... falan oğlu falanı kocalığa kabul ediyor musun?", 

"-Filan oğlu filan...  falan kızı falanı,  eş olarak kabul ediyor musun?.." diye sorar.

Kız ve oğlan yüksek sesle "evet" dedikten sonra,  önce kız,  ardından da oğlan, deftere imza atarlar. Şahitler de imza attıktan sonra, evlendirme memuru her ikisini de yüksek sesle "karı-koca" ilan eder. Bunun üzerine damat, kızın ayağına basarak duvağını açar. Davetliler alkışlarlar... 

         Nikah tamam olduktan sonra,  gelinle damat,  salonun çıkış kapısında durarak, davetlilerin tebriklerini kabul ederler. Davetlilerin tebrik işi bittikten sonra, kız ve oğlan tarafı, hep birlikte hatıra fotoğraf­ları çektirirler. Bu iş de tamam olunca konvoy halinde şehir dolaşılarak oğlan evine ulaşılır. 

          İmam Nikahı: Dini nikah da denilen imam nikahı, ya resmi nikahtan  veya gerdeğe girmeden hemen önce yapılır. Bu nikah işleminde,  eskiden olduğu gibi izinnameler yoksa da,   imam tarafından kız ve oğ­lan ailesinin verdikleri bilgilere göre tespit ederek bir kağıda kaydedilen "mihr-i müeccel" ve "mehr-i muaccel" vardır.
 Günümüz Çankırı'sında dini nikah, kızla oğlanın birbirlerini görmelerinde bir mahzur bulunmamasını sağlamak için nişandan hemen sonra da yapılmaktadır.

 Yine bugünkü Çankırı'da düğün merasimlerinin bir başka bölümü daha vardır:

 Resmi nikah ile birlikte düğün salonunda yapılanların haricinde, üç gün önceden kız ve oğlan evlerindeki şenliklerdir bu bölüm...

 Bu şenlikler genellikle Cuma günü kadınlar arasında başlar. Kına gecesi ve son günün gündüzüne kadar devam eder. Kız evinde şenlikten sonra kadınlar arasında mevlüt okutulur. Kına gece­sinde oğlan evinde ise, "Baş Donanması" yapılır. 

Baş Donanma:  Bu adet,  eskiden daha teferruatlı ve geniş bir şekilde yapılmakta iken,  bugün tam olarak uygulanamamaktadır. Çünkü gerek ekonomik zorluklar ve gerekse gelenek ve göreneklere karşı yeni nesillerde bir umursamazlık görülmektedir. Öyle ki,  ekonomik durumu yerinde olmayan aileler, külfetli  olduğu için her yönüyle mükemmel ve geleneklere-göreneklere uygun bir düğün yapamadığı gibi, durumu yerinde olan zenginler ise, düğünlerini balolarla  yapmayı tercih eder olmuşlardır. Fakat her şeye rağmen yine de,  "Çankırı'nın köklü zengin aileleri" düğün­lerini geleneklere mümkün olduğunca riayet ederek icra etmeğe gayret ve titizlik gösterirler. 

Gönümüz Çankırı'sında Başdonanması,  genel olarak Yaran Sohbetleri'ndeki şenlik vb. oyun­larla renklendirilen bir hal almıştır. Bu da her yıl kış mevsiminde yapılması gereken ama çeşitli sebeplerden dolayı ihmal edilen Yaran Sohbetleri'ne, yeni nesillerin özleminden kaynaklanıyor olsa gerek...

Oğlan evinde baş donanması yapılırken, kız evinde de kına yakılır. 

 Kına Yakma: Oğlan evinde baş donanma   yapıldığı saatlerde kız evinde kına yakılma şöyle olur: Kız evi yakınları yatsı namazından evvel gelerek kız evinin büyük olan odasında belli bir yere otururlar. Oğlan evi tarafından gelenler ise ayrı oturur. Defçi kadınlarla birlikte türkü söyleyenler de bulunur. 

Yatsı vakti sonunda oğlan tarafından olan kadınlar,  oğlan evinde toplanır. Toplu halde kız evine giderler. Oğlan tarafından giden kadınlar,  çok süslü giyinmeye itina gösterirler. Bu ka­dınlardan ikisi,  ellerinde tepsiler içinde her çeşit kuru yemiş ile birlikte kınayı da götürürler. 

 Eskiden bu gidiş, özel bir tören şeklinde idi ise de,  şimdilerde gayet sadeleşti­rilmiş ve normal hale getirilmiştir. Kına gecesinde eski adetlerden kalanlar,  çerez yemek,  oyna­mak ve kına  yakmak üzere çok az sayılacak motiflerdir. Havai fişekler atıl­ması ve oldukça yüklü miktarda para masrafını gerektiren diğer motiflere de rastlanılmaktadır. 

Oyunlar oynandıktan,  çerezler yendikten sonra yaşlı ve becerikli kadınlar,  dua ve ilahiler okuyarak,  gelini evin ortasına oturturlar ve törenle kınasını yakarlar. Daha sonra oğlan evinden gelen kadınlar evlerine giderler. Kız evinde kalan gelin kızın arkadaşları, ona arkadaşlık ederek sohbet ederler. 

Gelin Çıkarma:  Çankırı'da gelin çıkarma adedi, geçmiş yıllardaki duruma bakarak,  günümüzde bir hayli değişikliliklere uğramıştır. Diğer gelenek,  görenek ve adetlerde olduğu gibi, masraftan kaçmak ve günün icaplarına aslını bozmadan uyabilmek kaygısı ile uğratılan bu değişik gelin çıkartma adet­lerinin dün ve bu günkü hâlleri şu şekildedir. 

         Kına gecesinin ertesi günü, gelin çıkartma merasimi yapılır. Sabahleyin erkenden, oğlan evinin her tarafı temizlenir. Eski tantana,  şaşaa yerine bir sükunet çökerdi. Oda tarafında, güve­yi ile yanına gelen bir kaç genç arkadaşından başka kimse kalmazdı. Davullar bir yandan ağır ve dertli havalar çalarken,  öte yandan da kuşluk vakti (öğleye doğru) güveyinin gireceği hamam te­mizlenerek hazırlanırdı. Hamamda saz takımı şen havalar çalar ve aynı zamanda güveyi ile arka­daşları hamama giderlerdi. 

Öğle ezanı okunduğu zaman,  bir gün öncesinden okuyucular vasıtasıyla yapılan davetler üzeri­ne oğlan evi tarafı oğlan evinin önünde, kız evi tarafı da kız evi önünde toplanırdı. Oğlan evi tarafından bindirilen 20-30 kadar süvarinin (atlının) önünde davullar zurnalar çalar, köçekler oynayarak kafile (gelin alayı) yola çıkardı. Daha önceden çeyizi götürülen katır­ların iki katı süslenmiş hayvanlar, kafileyi takip ederdi. Sağdıç ta aynı şekilde süslü bir ata bindirilir ve gelin getirmek için hazırlanan arabalar, arkalarında yüzlerce seyirci ve davetli ile kız evine giderlerdi. Kız evine varmadan yolda sancakların önü kalabalık olurdu bazen Çankırı cadde ve sokaklarına sığmaz hale gelirlerdi.Bu şekilde kız evi önüne varırlardı. Kız evi önünde toplanan kalabalığa, kız evi tarafın­dan şerbetler dağıtılırdı. 

Kuşak Bağlama:  Gelin, babası evinden çıkarken, avluda en yakın akrabalar ve bir de hoca bulunurdu. Gelini avlu ortasına dikerler, en yakın akrabasından ve zenginlerden birisi, gelinin beline bir kuşak veya gümüş kemer bağlardı, gelinin beline kuşak bağlayan kişi, kendi kesesine göre, gelinin cebi­ne para da koyardı. Orada bulunan hoca dua eder, duasından sonra gelin orada bulunanların elini öperdi. Gelin, yüzü peçeli ve çarşaflı olduğu halde, bineceği ata (veya arabaya) kadar iki ta­rafına kilimler gerilerek, kimseye gösterilmeden götürülürdü. Gelin, en yakın ve yaşlı akraba­sından iki hanımla birlikte arabasına biner, diğer arabalara da diğer kadınlar binerlerdi. 

Gelin tarafının çeyizi, oğlan tarafının hazırladığı çeyizle aynı kıymette olurdu. Her iki tarafın çeyizlerinin yüklenmesi için 20-30 kadar katır hazırlanırdı. 

Bazen süslü bir rahlenin üzerine Kur'an konur ve sırmalı örtülerle örtülürdü. Bu rahle ön tarafta ve başta götürüldü ki, gelin kızın okuma bildiğine işaret gösterilirdi. Çeyiz, her katırın üzerine telli oda takımları, kilimler, halılar örtülmek suretiyle yüklenir ve herkesin gözleri kamaştırılmak istenirdi.

 Gelini taşıyan vasıtalar, at, tahterevan, tatar arabası, lando veya yaylı arabalar gibi vasıtalar idi. Bu halde kafile (düğün alayı) giderken mezarlık civarına gelince dururlar ve davul zurnalar susturulur Fatihalar okunurdu. 

Yastık Götürmek:  Gelin çeyizi yükletildiği ve gelin alayı hareket ettiği sırada gençlerden birisi bir köşe yastığını kaçırıp hamama götürürdü. Güveyi, yastığı götüren gence bahşiş verir ki, bu bahşiş gelinin evden çıkartıldığı, ve yola koyulduğu haberinin bahşişidir.

 Gelin alayı şehrin merkez mahalle ve caddelerinden geçerler. Alay geçerken önlerine ipler gerilir ve düğün sahibinden bahşişler alınır. Bu şekilde gelin, yeni evine getirilir. Oğlan evinin büyükleri ve yakın akrabaları yanlarında bir imam ile evin önünde beklerler. Gelin eve girince dua edilir. Gelin, önce kayınbabasının ve büyüklerinin ellerini öper, kayınbabası ve akrabaları, gelin­in başına kuru yemişle karışık bozuk para serperler. Bu paralar oradaki çocuklar tarafından kapışılır ki, uğur ve bereket sayılmaktadır. Gelin, hazır edilen odaya alınır.

Güveyi Girişi :  Gelin, oğlan evine geldikten bir kaç saat sonra, kız evi tarafından hazırlanan baklava ve etli yiyecekler getirilir. Bunları getirenlere de bahşişler verilir. Bu yiyecekler sadece gelin ile damat beye aittir.

 Hamamdan çıkarılan damat, yatsı namazına camiye götürülür. Namaz çıkışında, eve bir haberci gönderilir (Çok önceleri bu haber, fişek atılarak duyurulurmuş). Gelin odasına iki bardak şerbet hazırlanır. Gelin hanım, duvağı örtülü halde, odanın bir tarafına dikilir. Orta yerde bir yatak, bir tarafa da seccadeler serilir. Oda ortasına serilen bu yatak, gündüz kim serdi ise o kişi tara­fından kaldırılır.

 Güveyi kapıya geldiğinde, imam dua eder. Güveyi yaşlıların elini öper. Bu sırada kapı açılır ve güveyi süratle içeri girer. Çünkü gençler tarafından güveyinin sırtına yumruk vurmak adettir. Güveyi acele davranmazsa epeyce yumruk yer.

 Güveyi gelinin bulunduğu odaya girer. Orada gelinle birlikte bekleyen (gelin yalnız bek­lerse, al basar diye inanılır) yenge, gelinin duvağını açar ve ikisini el ele tutuşturarak çıkar.Güveyi ve gelin, ilk önce seccadenin başına giderek iki rekat hacet namazı kılarlar.

 O gece edilen duaların mutlaka kabul olunduğuna itikat edilir. Namaz kılınıp, dualar edildikten sonra kalkarlar.  Oğlan bir köşeye oturur, kızı da yanına alır. Kıza bir kaç soru sorar. Kız cevap vermez. Oğlan, önceden hazırladığı söyletmeliği (elmas veya altın yüzük vb)verir. Bunu verince kız da konuşmağa başlar.

 Güveyi daha sonra gelinden su ister. Gelin, önceden hazırlamış olduğu şerbetleri verir ve birlikte içerler ki içilen bu şerbet ağız tatlılığına, yani tatlı dilli ve güler yüzlü olmağa işaret sayılır. Son­ra kız evinden gönderilen yiyecekler yenilir...

 

Facebook'ta Paylaş
Yazarın diğer yazıları için tıkla..